Sokak Köpeğinin Kadıköy’de Bir Günü

İlk yazdığım öyküydü, genelde hiç paylaşamam yazdıklarımı. Bir yerden başlamak lazım ama değil mi?


Bu sesler de ne? Ah, sevdiğim sarhoşlar gelmiş yine. Her zaman ki gibi uyandığım saatte. Bunlar sayesinde (en azından cumartesileri) saatin kaç olduğunu anlayabiliyorum. Tam 01.05’ de burada olurlar. Her halde yakında oturuyorlar. Acaba yine kemik getirdiler mi bana? Evet! Getirmişler, seviyorum sizi. Her cumartesi ben de eşlik ederim onlara. Genelde uzak dururum insanlardan ama onlar farklıdır. Dost olarak görüyorum onları başka da dostum yoktur zaten. Sahibim (ah bu sözcükten nefret ederim dostum demek isterdim ama değildi, bir eşya gibi görürdü beni) 1 yaşımdayken sokağa atmıştı. Şaşırtıcı bir bicimde 8 yaşıma kadar gelebildim. Belki de onun yüzünden dost edinemedim hiç. Devamlı gelen bir güvensizlik hissi ve herkesten gelen bir iğrenme. Sadece insanlardan değil tüm hayvanlar da dahil. Hemen yanımda bir bankta oturan sevgililer hariç. 2 senedir gelirler buraya. İlk geldiklerini baya hırlamıştım. Hiç kaçmamışlardı galiba dedim artık korkutamıyorum kimseyi. Belki de biliyorlardı bir şey yapmayacağımı. Hiçbir şeyi incitemem zaten, neyse. Bir dahaki gelişlerin de bana bir poşet dolusu kemik getirmişlerdi. Önüme koymuşlardı ve yine banka oturup sarhoş olana kadar içmişlerdi. Bu her Cumartesi böyle devam etti. Sanki benden bekliyorlardı bir hareket. En sonunda ısındım ve yumuşadım. Bir dahaki geldiklerinde ayaklarının dibine oturdum ben de ve beni sevmelerine izin verdim. Tabi önce sağ ön ayağımı kaldırdım, görmüştüm sizlerin birbirinizi bu şekilde selamladığınızı ve tanıştığınızı. Baya gülmüşlerdi, anlamadım ama tokalaştılar sonrasında. Her hafta gelmeye devam ediyorlardı ve bir gün kalkarlarken bana aldıkları tasmayı gösterip gel işareti yaptılar. Anlamadığımı zannetti ve kadın gülümseyerek yanıma geldi. “Gel.” dedi yine ama gitmedim ve biraz uzaklaştım. O an da anladı anladığımı ve neden gelmediğimi ama yine de gülümsedi. Beni biraz daha sevdi ve gitti. Bir daha da teklif etmediler. Canim sıkıldı bunların yanında oturmaktan. Görüşürüz dostlar biraz dolaşacağım (anlamadılar tabii). Bu çok garip geliyor iste. Çünkü sizler dünyada ki en zeki varlıklar olduğunuzu iddia ediyorsunuz ya o zaman nasıl oluyor da ben sizi anlayabiliyorum da siz ancak ben konuştuğum da yorum yoluna gidiyorsunuz?O yüzden yanlarına gidip bacaklarına sürttüm kendimi. Acaba tercümanlık yapmaya mı başlasam? Zor is, üşeniyorum. Bir sürü şey bilmek lazım bir de. Dolaşmaya bile üşendim görüyor musunuz? İyimsimi kestireyim biraz.Güneş yavaş yavaş yükseliyordu denizin üstünde, sahilin kayalıklarından. Daha uyanma vakti değildi çünkü tüylerimi isitmiyordu henüz. Aklıma burada oturmayı çok seven bir çocuk geldi, her zaman gölgelere otururdu. Arkadaşlarıyla geldiğinde yazın güneşten ne kadar nefret ettiğini anlatırdı, kışın geldiğinde ise günesin yokluğunun ne kadar güzel bir şey olduğunu anlatırdı. Çok garibime giderdi o yüzden her geldiğinde yanına oturmaya başladım, hiç korkmazdı benden. Gecen hafta tam bugün neden olduğunu açıkladı çok sarhoş olduğu bir an da. “Güneşi neden sevmiyorum biliyor musun Ares? Sevmiyorum çünkü yalnızım ve her zaman yalnız olacağım. Yalnızlığımı sakin bir kadına ya da dosta bağlanma, sen varsın zaten. Benim yalnızlığım başka, toplumun içinde yalnızım ben, bir başımayım. Onlar yalan hayatlarında mutlular, gülüşüyorlar, sevişiyorlar ve eğleniyorlar. Düşünmek yok özellikle böyle güneşli günlerde. Hep birlikteler sevgilileriyle, arkadaşlarıyla ve dostlarıyla. Sevmiyorum iste yalan da olsa mutlular, gerçek olmasa bile mutlular. Yabancılığımı daha çok hissediyorum böyle havalarda. Gülüşler, her daim sevinçler ve tabii çocuk kahkahaları. Sevmiyorum iste, bu kadar güzel değil hayat ve anlamıyorlar bunu. Bana benim gibi yalnız havalar lazım mesela kıs geceleri. Ah ne güzeldir o soğuk kış geceleri, kimse yokken etrafta sen varsın dışarıda, kapalı havalar, ay ve yıldızlar da vardır. Bazen soruyorum kendime; ‘yalan mutluluk gerçek mutluluğun pesinden koşmaktan daha mantıklı midir?’ diye. Doğrusu onların yaptığı gibidir belki, kapa gözlerini ve inan her şeye, sorgulama, düşünme, inan sadece.” Isınmaya başladım uyanma vakti. Bu sokaklar çok güzeldir ya da bana öyle geliyor. Burada büyüdüm ve hiç terk etmedim Moda ve Kadıköy’ü.Daha doğrusu çıkmaya cesaret edemedim diyebilirsiniz. Mutluyum ama küçük dünyamda ve her çeşit insan görürsünüz burada. Kimse kimseyi yargılamaz da hepiniz insansınız sonuçta ve farklıklar sayesinde bu kadar gelişebilmişsiniz. Sokrates inandığı şey için ölmeseydi, siyahiler eşitlik için yürüyüşler yapmasaydı ya da birçok farklı görüşte kitap çıkmasaydı insanlık hiç bu kadar ilerler miydi? Farklılıklar asil adalet için ilk adimdir. Su suları kapı önlerinize yazın koymaya daha çok özen gösteriyorsunuz ya teşekkürler, gerçekten hayat kurtarıyor özellikle güneş tam tepedeyken. Su deyip geçmeyin sonuçta yasamamız için en önemli ikinci şeydir. Değerini anlarsınız çok susuz kaldığınız zaman, her şeyin değeri yokluğunda anlaşılmaz mi? Sabahları Kadıköy sokaklarını ayrı severim, kimseler yoktur etrafta. Bazen kalabalığı bazen yalnızlığı severim. Bos bos dolanırım etrafta. Bos olan sokakları dolanmanın bir diğer hoş yani ise her şeyi daha rahat inceleyebilmenizdir. Bir şey daha fark edilir kimse olmayınca, o yerlerin aslında o kadar güzel olmadığını mesela. Mesela barlar, bosken o kadar ruhsuz gözükürler ki siz insanlar oraya bir ruh katarsınız, gülüşlerinizi, sevinçlerinizi, üzüntülerinizi ve tabii düşüncelerinizi katarsınız. Güzel şarkılar çalar bir de sanırım en çok grunge seviyorum. Gecen günler de önemli bir şey duymuştum. Bir adam yaşımı tahmin etmeye çalışıyordu ve yanındakine diyordu ki “Şu an bu arkadaş 9 yaşındaysa insan yaşına göre 63.” Hep neden kopeklerin erken öldüğünü merak etmiştim demek bu yüzdenmiş. Baya adaletsiz, sinirlerim bozulmuştu ve korkutmuştum onları sizin tabirinizle tam bir huysuz ihtiyarim. Yanlış anlamayın ölmekten korkmuyorum, sadece bu adaletsizliğe sinirlenmiştim. İnsanlar gelmeye başladı yine tabii içki içmeye değil kahvelerini içmeye.Keşke beni anlasanız da size sorular sorsam ah ne kadar isterdim. Mesela kahve tamam ayılmak için içiyorsunuz, içki de tamam mutlusunuz kutlamak için veya unutmak için hatta bazen sebepsiz ama onun bile sebebi vardır. Peki sigara neden içiyorsunuz? Bir bunu anlamadım. Çünkü anladığım kadarıyla bir tek duman çekiyorsunuz içinize ve öksürtüyor zarar veriyor size içten içe. Sanırım rahatlatıyor, başka bir şey gelmiyor aklıma. Rahatlamak, para, sevişmek çok fazla şey istiyorsunuz ve hepsinin gerçekleşmesini bekliyorsunuz karşılığında ise hiçbir sey vermek istemiyorsunuz. Hepsi gerçekleşmez. Hayat biraz da bu değil mi ama? Biraz olmak. Neden anlamıyorsunuz bunu? Bazı istekler gerçekleşmez ve her şeye rağmen umut etmek lazım her daim. Zaten her şey gerçekleşse mutluluğun değerini nasıl bilirdiniz ki? Ya da varsayalım hepsi gerçekleşti, peki o zaman cidden mutlu olacak mıydınız? Umutsuz olurdunuz, daha istediği hiçbir şey olmayan bir hayat. Oraya buraya giden bir beden olurdunuz sadece. Beni sorguladığınızı duyar gibiyim. Diyorsunuz ki sanki bir kopek nasıl bu kadar yorum yapabiliyor bunca şey hakkında? O zaman su cevabi vereyim, aslına bakarsanız benim cevabim değil Atlas diye bir adamın cevabi. Demişti ki “Bazıları yasayarak öğrenir her şeyi bazıları ise okuyarak.” Ben sizleri tanıya tanıya ve dinleye dinleye öğrendim o yüzden de hep yarimim, birazim. Bir sureden sonra her konuyla alakalı bir yorumunuz oluyor fark etmeden. Ah, geldim iste gelmem gereken yere, bir apartmanın dış merdivenine. Burada otururum genel de ve gelip gecen sizleri izlerim. Bazen de hırlarım ve korkuturum ha-ha-ha. Tam bir huysuz ihtiyarim, burada bir adam uyarır bana yaklaşılmaması gerektiğini “ısırır.” der. Kafa dinleyebiliyorum en azından ve o adam sayesinde kimse gelmiyor yanıma. Sadece ben gelirim bazen yanınıza o zaman bir şey yapmam merak etmeyin kendim istemişimdir. Ilginc, adamın teki oturdu yanima. Yerde yatıyordum sessizce o da oturdu yanıma. O adamın ısırır söylemlerini hiç takmadı. Hiçbir şey demeden sigarasını içti ve müzik dinledi o kadar, hiç konuşmadı ve deli galiba dedim içimden. Arada baktım hep gözlerimiz denk geldi, gülüyordu sadece. Anladım iste o da yalnız sadece benim gibi ve tek dostu olarak beni gördü o sıra.Sıkılmış gibiydi insanlardan. Birlikte bos bos oturduk. Sokaktan geçenleri izledik, en sonunda ‘görüşürüz dostum’ dedi be kalktı ilginç adam. Demek ki yalnızlığın turu yok. İnsan da olsa benim gibi hayvan da olsa herkes yalnız olabiliyor. Belki de herkes yalnız ve gizlemeyi öğrenmişler bilmiyorum. Hava bugün çok güzel öğle saatleri olmasına rağmen sıcak değil ve güneş tepede. Hepimizi aydınlatıyor ve kucaklıyor bugün. Tabii böyle olduğu için daha çok insan oldu etrafta. Olsun ama içten içe seviniyorum sokaklar dolu olunca sizler muhabbet edince kendi aranızda. Hafif esmeye başladı, geçiyor kalın tüylerim arasında ve denizden uzak olsam bile kokusunu hissedebiliyordum. Ezan okunmaya başladı demek öğle oldu. Namaza gidiyor bazıları, bir şeylere inanmak, hissetmek ve ait olmak güzeldir her zaman. Bak suna, sen bir kopekle sahibi geçiyor yanımdan simdi. Bazı özelliklerine imrenmedim değil hani. Çünkü farklıydık. Onun tüyleri bakımlıydı, benim gibi leş kokmuyordu, tam kilosundaydı benim ise kemiklerim sayılıyordu ve tabi ki asildi. Ben gibi değildi ama bir farkımız daha vardı onun boynunda kocaman bir tasma ve o tasmayı tutan bir insan. Ben özgürdüm ama özgürlüğün bedeli vardı. O özgür değildi boynunda o tasma olmak zorunda. Karşılığı ise güzel yiyecekler, temiz su, güzellik ve uzun bir yasam. Yanlış anlamayın sakin o kopeği kendimden altta bulmuyorum veya üstümde. O insanla birbirlerini gayet seviyor ve aralarında dostça bir ilişki olabilir elbet ama ben tatmadığım için bilmiyorum o duyguyu tabii. Tam bilmediğim bir konu olduğu için ancak dışarıdan gördüğümle yorum yapabiliyorum ama sözlerim de biraz haklılık payı var gibi ne dersiniz? Düşünmedim değil beni çağıran o insanlarla gitmeyi ama korkuyorum. Güven ah ne büyük bir erdem. Sizler de biraz köle değil misiniz? Sabah buralarda çok dolanıyorum ve mutsuz yüzler her yerde. Kahve içen, sabahın en erken vakitlerinde ise giden sizler ve gün boyunca gülümsemek zorunda olan sizler. Bu yüzden de aksam ve sabahları kimsenin görmediği vakitlerde mutsuz gezen sizler. Neyse, Moda sahiline yani evime geri doneyim denizi, içenleri ve müzik dinlemeyi özledim geceyi bekleyemeyeceğim. Burası daha güzel esiyor doğal olarak, deniz var en nihayetinde. Herkes gelmiş gerçi akşama yaklaşmadık değil ve yavaş yürüdüğümü sayarsak, altmış küsür yaşındayım sonuçta. Yine bir gün daha bitti iste hep böyle. Günler geçiyor ve ölüme daha çok yaklaşıyoruz bizler. Bizler derken hepimiz ama hepimiz, insanlar, hayvanlar, ağaçlar, çiçekler ve tabii yaşlı bir o kadar yorulmuş dünyamız. Ölüme her saniye daha yakınız hiç olmadığı kadar. Bos geçirdim gibi sanki bugünü ama birisi söylemişti onun da duyduğu kişi John Lennon. Demiş ki “eğlendiğiniz de harcadığınız vakit boşa harcanmış bir vakit değildir.” Güzel söylemiş ne dersiniz? Gece giderek daha da yakınlaştı ve ay yavaş yavaş gülümsemeye başladı. İlginç, Cumartesi olmamasına rağmen sevdiğim sarhoşlar gelmişler. O da ne? Ellerinde yine tasma, tekrar şanslarını denemeye gelmişler. Az bir ömrüm kaldı zaten surda, yaslandım iyice, biraz güzel yasamak benim de hakkim değil mi? Gitsem mi bu defa ne dersiniz?



Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Üzücü Üzücü
0
Üzücü
Korkunç Korkunç
0
Korkunç
Aydınlatıcı Aydınlatıcı
5
Aydınlatıcı
Berbat Berbat
0
Berbat
Komik Komik
0
Komik
Harika Harika
7
Harika
İnanılmaz İnanılmaz
2
İnanılmaz

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak