Sevim Burak Edebiyatı Üzerinden Everest My Lord-İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar

Sevim Burak bir yazar olarak hangi konuları tercih eder? Karakterlerini nasıl ve hangi nitelikte kurar? Anlatımında nasıl bir üslup takınır?


   Türk edebiyatında, 1960’lı yıllarda etkili olmaya başlamış Sevim Burak’ın edebiyat anlayışını oyunları üzerinden inceleyeceğim. Bir yazar olarak hangi konuları tercih eder? Karakterlerini nasıl ve hangi nitelikte kurar? Anlatımında nasıl bir üslup takınır?  vb. sorulara cevap ararken, iki oyununu merkeze alacağım. ‘’Everest My Lord’’  ve ‘’ İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar’’  üslup,  konu seçimi vb. açıdan, Sevim Burak’ın edebiyat anlayışı doğrultusunda ele alınacaktır. Hepsinden önce, onun biyografisi ve yazarlığı hakkında bilgi verip ardından bu iki metne dikkatimizi vermek doğru olur.

Sevim Burak 1931 yılında İstanbul’da doğmuştur ve ortaokul mezunudur. Alman Lisesi’nde eğitim görmüştür. Mankenlik, modacılık gibi işler de yapmıştır. 1960-61 yıllarında kendini tamamen yazıya vermiştir. Sevim Burak, kalp yetmezliği sebebiyle çeşitli süreçlerden geçer. Bir açık kalp ameliyatı olur. Bu sebeple 1976-78 yıllarında Nijerya’ya gitmiştir. Hastalık sürecinde yazdığı ‘’Afrika Dansı (1982) ’’adlı hikâye kitabında, o döneme dair izler bulmak mümkündür.  Hastane anıları, yaşadığı psikolojik durumun yansımalarını edebiyatı aracılığıyla görürüz. Kalp hastalığı, yaşamının son on yılında etkili olmuştur. Yaşadığı bu zorlu süreci dahi üretime dönüştürmeyi başarmış, Türk edebiyatının özgün kadın yazarı Sevim Burak, 1983 yılında, elli iki yaşında hayatını kaybetmiştir.

 Türk edebiyatında hikâye ve tiyatro metinleriyle dikkat çekmiştir. Roman ve anı türünde eserleri de bulunur. İlk eseri ‘’Yanık  Saraylar (1965)’’  bir hikâye kitabıdır. Ardından  ‘’Sahibinin Sesi (1982)’’  yayımlanır. Bu eser de onun ilk tiyatro metnidir. Aynı yıl içerisinde ‘’Afrika Dansı(1982)’’  yayımlanır. Diğer eserleri ise yazarın ölümünün ardından basılır.

Bütün eserleri ve hayatı arasında doğrudan ilişki kurmak mümkündür. Kimi yazarlar, yazdıklarında biyografik özellikler bulundurmazlar fakat Sevim Burak’ta durum tam tersidir. Edebi eserler sosyolojik, tarihsel ele alınmanın yanı sıra yazarın yaşamıyla ilişkilendirilerek de incelenir. Esasen bu durum da 19.yy eleştiri kuramının temellerine dayanır. Sevim Burak’ın eserlerinde yaşamından birebir alıntılara rastlamak mümkündür.  ‘’Afrika Dansı (1982)’’ adlı eseri, bu anlamda belirgin bir örnektir. Yapıtlarının, kendi içinde birbiriyle de ilişkisi söz konusudur. Bir karakter, farklı isim ve özelliklerle başka bir hikâyede görülebilir. ‘’Sedef Kakmalı Ev’’ hikayesindeki  Nurperi, ‘’İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar’’ oyununda Melek  adını alır. Sevim Burak’ın bu metinler arası anlatım tarzı, öne çıkan diğer edebi özelliğidir. Kimi araştırmacılar, metinler arası anlatımını onun temel yazınsal karakteri olarak değerlendirir. Metinlerinin ilişkisi, onların birbirini beslediklerini gösterir.

…’’Ford Mach I’’ çalışmasından ‘’Afrika Dansı’’ çıktı...’’Palyaço Ruşen’’ diye bir kitap daha çıktı,’’ Everest My Lord’’ çıktı… ama bunları onlara anlatamam. Sana söylüyorum. ‘’Ford Mach I’’ çok büyük bir çalışma oldu. İçinden yüzlerce ayrı öykü, acayip şeyler çıkan bir makine gibi. En sonunda orda kalanlar ‘’Ford Mach  I’’ in kendisi olacak…’’  yazarın, bizzat kendisine ait olan bu cümleler, onun yazı karakterinin bahsedilen özelliğine işaret eder.

Eserlerinde oluşturduğu karakterlerin niteliklerinin karşılığı, kendi yaşamında görünür.  Ağırlıklı olarak kadınlara yer vermesi, ana karakterin kadın oluşu da kendi kadınlık deneyimleri, empati duygusuyla alakalıdır. Bunun yanı sıra toplum içerisinde azınlıkta olan ve ötekileştirilmiş Ermeni, Yahudi vb. bireyler vardır. Nıvart, Zıhçıyan ismini taşıyan kişiler bu duruma örnektir. Etnik yönden ayrımcılığa uğrayan bireyleri anlatma sebebi de biyografisiyle ilgilidir. Sevim Burak’ın annesi, Bulgar veya Romanya göçmeni Yahudi bir annenin kızıdır.

Sevim Burak ölüm, birey, yalnızlık, hayat, varoluş gibi temaları tercih eder. Bu yazıda inceleyeceğim  ‘’Everest My Lord’’ oyununda ise tema olarak bireyin varoluş problemleri geniş yer kaplar. ‘’İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar’’  oyununda ölüm-yaşam ekseninde ‘’kadın olma’’ konusu öne çıkar. Yazar, kadınları tek bir hikâyeyle sunar gibidir. Temelde eleştirdiği nokta, aslında hep aynıdır. Farklı anlatım özellikleri ve yapılarda kadınları tekrar tekrar yazar.

 ‘’Everest My Lord - İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar’’ tek bir kitap içerisinde, iki ayrı oyundur. Tema açısından her iki eserde de yalnızlık, ölüm, varoluş ve birey öne çıkar.

1

Sevim Burak denildiğinde, bir okur olarak ilk aklıma gelen, konu seçimlerinden çok bir duyguyu ‘’nasıl’’ anlattığı olur.  Bunun onun yazarlığını güçlendiren, temel özelliklerinden birisi olduğu görüşündeyim. Yarım kalmış devrik cümleler, sürekli tekrarlarına rastlanan kelimeler, sıralı ve bitişik yazılmış cümleler, yazı şeklindeki değişiklik (iri harfler, kalın puntolar vb.) onun ifade biçimindeki özgün tarafıdır. Yoğun şekilde dikkati çeken ‘’tekrar’’ düşünce, duygu aktarımında tercih ettiği önemli bir yazı kriteridir.  ‘’Sevim Burak’ ın  metinlerinde izlenen bu tekrar karakteri hem tematik bağlamda hem de olay ve kişileştirme kurgusunda belirgindir.  Nedeni Sevim Burak’ın yazıya, bir yazı oluşturmaya bakışında, üslubunda, yazma biçiminde yatar.’’ (Belkıs, Özlem. Sevim Burak'ın Oyun Metinlerinde Kadınlar. www.dergipark.org.tr. Syf. 10. 2010) Bir karakteri başka bir metinde, okura tekrar sunarak metinler arasılık oluşturan yazar, bir metni yazarken başka bir metni de kurar. ‘’Everest My Lord’’ un da ‘’Ford Mach I’’ adlı romanı üzerinde çalışırken ortaya çıktığını ifade etmiştir. Metinler hem birbirini besler hem de oluşumları, kimi zaman, birbiriyle paralel gider. Böylece, bir yazar olarak üretim sürecinin de özgün tarafları olduğu görülür.

 ‘’Everest My Lord’’ oyunu varoluş problemi yaşayan, çevresine ve kendine bir anlam vermeye çalışan, yabancılaşmış bir kişi etrafında gelişir. Everest My Lord, Yazarın Gölgesi, Hyde Park’ta tenha bir köşe, İki Lady, Sucu oyun kişileridir. Everest My Lord’ un  Hyde Park’taki yalnızlığıyla metin başlar. Etrafında gidip gelen İki Lady’ den, diğer insanlardan huzuru kaçar. Parktayken yanına Başvekil gelince   ‘’Dünya ihtiyarlıyor…  zaman göçüyor ve geçiyor… her şey değişiyor… insanı bir korkudur alıyor…’’ diye söze başlayan Everest My Lord’ un karamsar, korkulu ve varoluş problemleri yaşayan bir karakter olduğu anlaşılır. Etrafını inceler, ona yabancılaşmış gibi hissetmektedir. Bu tip duygu durumları, yazarın oluşturduğu karakterlerde sıkça görülür. Sevim Burak’ ın ana karakterleri genellikle kadındır ve yaşadıkları da birbirine benzemektedir. Everest My Lord, erkek oluşuyla diğer Sevim Burak karakterlerinden farklıdır.

Yazarın Gölgesi, sürekli olarak Everest My Lord’ un karşısına çıkar.  Sevim Burak’ın Yazarın Gölgesi gibi bir ad kullanması, kendine özgü tarafını gösterir. Yazarın Gölgesi’ nin başka bir kişi mi? Everest My Lord’ un iç sesi, öteki beni mi? olduğuna dair farklı çıkarımlarda bulunulabilir. Parkta Başvekil gidince Everest My Lord ve Yazarın Gölgesi baş başa kalıp konuşmaya başlarlar.  

Everest My Lord: GERÇEK NE DEMEK ?

Yazarın Gölgesi: BİLMİYORUM. (Birden bağırır ) Yeter be!.. bıktım bu saçmalardan…

Everest My Lord: EĞER BİLMİYORSAN !.......  NE OLUR?

Yazarın Gölgesi (gırtlağına sarılır): EĞER BİLMİYORSAM BİLMİYORUM  DEMEKTİR / EĞER BİLMİYORSA / EĞER BİLMİYORSAK / BİLMİYORUZ / Bilmiyorlar /Bilemezler /Bilemeyecekler / Bilmiyorlar/ Bilmez / Bilmiyorlarsa  / Bilemezlerse…’’

(Burak, Sevim. Everest My Lord - İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar, Yky, Syf.15. 2016.)

diyalogları ‘’gerçek’’ ve ‘’bilmek’’ üzerinedir. İlk bölüm bu cümlelerle sonlanır. Yalnızlık, çevreye karşı yabancı hissetme, ‘’bilememe’’ durumu burada başlayıp metin boyu devam edecektir. Bilmek fiilinin farklı çekimlerde tekrarlanışı, daha önce bahsettiğimiz, Sevim Burak’ın  ‘’tekrar’’ kullanmayı tercih etmesiyle ilgilidir. Kelimelerin alt alta sıralanışı, bazen tamamen büyük harf kullanması yazı stilindeki farklılıktır.  Yazarın üslup biçimi olarak görülen buradaki özellikler, duyguyu ‘’hissettirme’’ tarzıyla da doğrudan ilişkilidir. Biçimin parçalanışı, değişimi karakterdeki duygunun okura sunulmasında farklı bir kanal olmuştur.

 İkinci bölümde Everest My Lord, kızları, kızlarının erkek arkadaşları, eşi ve Yazarın Gölgesi vardır. Everest My Lord, eşiyle salonunda otururken bir yandan kızlarına ders çalıştırır. Bu bölümde bitmek, anlamak, tükenmek, anlatmak, vazgeçmek gibi kelimeler yine alt alta sıralanıp farklı çekimlerde kullanılır. Metnin içinden tek tek çıkardığımız bu kelimeler, eser hakkında fikir sahibi olmamıza yardımcı olur. Rastgele seçilmiş değillerdir. Bir ipe dizilmişçesine sıralanmış kelimeler, okura metindeki anlam katmanlarını işaret eder. Everest My Lord’ un iç dünyasındaki boşluk ve karanlığı yansıtırlar. Yazarın metinlerindeki farklı yapı   '' El yazısı ya da daktilo edilmiş metinleri kesip sırasını değiştirerek birbirine eklediğini, anlatımı kırarak içindeki gizli anlamı bulmaya çalıştığını, sırayı tekrar değiştirdiğini, metnin parçalarını perdelere iğneleyip, bütün eve yayılarak tuhaf  / sancılı bir montaj ile öykülerini oluşturduğunu anlatır.’’ (Belkıs. Syf. 10) cümlesiyle de açıklanabilir.  Yazarın Gölgesi,  Everest My Lord’ un yanında olur olmadık belirir. Çocuklarıyla çalışırken de gerilerde bir yerlerde Yazarın Gölgesi saklanmıştır. Sıra dışı tavır ve söylemlere sahip olan Everest My Lord’ un eşi ve çocuklarıyla olan iletişim biçiminde de bu yönü gözlemlenir. Çevresini anlamlandırmada yaşadığı duygu karmaşaları bulunur.  Yazarın hikâye ve tiyatrolarındaki ana karakterlerin neredeyse tamamının ‘’delirmeye’’ meyli vardır. Ya da öyledirler. Bunu,  normatif bir insan karşısına herhangi bir Sevim Burak karakterini koyduğumuzda kavrayabiliriz. Everest My Lord, bahsedilen özelliğe dahildir. Genellikle ‘’soyut’’ şeyler üzerinde durarak zihnini meşgul eder.

Orijinal bir yazı özelliği olarak eserin bazı sayfalarında nesnelerin resimleri, iri rakam ve sayılar bulunur.   ‘’KARYOLA içeri girer. …KARYOLA yatak odasında dolaşır.  …Soba borusu Ağlamaya başlar.’’  cümleleriyle yazar, nesneleri okurun önüne yığmaya başlar. Everest My Lord’ u okurun kavraması adına, absürt bir şekilde nesneler konuşmaya başlar. Metinde nesnelerin kişileştirilmesindeki temel sebep etrafımızı çevreleyen cansız varlıklar, nesneler, varoluş ve anlam vermede yaşanılan zorluklarla ilgilidir. Bu durum da içe kapalı, depresif bir atmosfer oluşturur.  

‘’Uyanmak / Gökyüzü / Taranmak / Yatak yapmak / Yatak örtüsünü düzeltmek / Kenarlarını içine sıkıştırmak / Düzlemek / Yatmak / Gece / Uyumak / Ay  / Mum / Parlamak / Koltuktan kalkar / Mendil / Silmek / GÖZ / Salona girer’’ (Burak. Syf. 28-29) Nesneler, insan, yaşam ve düşünceli ruh hali buna benzer parçalı yapılarla sıkça tekrar edilir. Duygu ve düşünce aktarımındaki yoğun kısımlardır. Everest My Lord’ un zihnini, duygusunu, düşüncesini okura hissettiren kilit kelimelerdir.  Daha sonra ‘’YEMEK ODASI’’ başlıklı paragrafta geleneksel aile yaşamının görseli nesne ve şeyleri, fiilleri sıralayarak sunulur. Ana karakterin tekrarları yalnızlık, umutsuzluk, yaşam içerisinde anlamlandıramayıp yabancı kaldığı konularla ilgilidir. Mesela aile…

‘’Oda kapıları açılmış / DÜNYAYA GELİŞİMİ / Artık çevresini saran eşyalar arasındadır’’ (Burak. Syf. 31.) Sıklıkla nesneler kişileştirilir.  Everest My Lord nesneleri, çevresini yadırgar. Anlam boşluklarına düşer ve nesnelerle bir anlam yoluna gitmeye çalışır gibidir.  Birey, nesne ve yaşam arasında, tuhaf bir boşluk ve yalnızlık içinde debelenir.   ‘’SANDALYE  / DÜŞÜNÜR / KOLTUK  / DÜŞÜNÜR / KOLTUK KOLU / DÜŞÜNÜR / SON BİR SUAL / NEDEN DÜŞÜNÜYORUZ ?’’ (Burak. Syf. 33) gibi sorular metnin oluşum fikri açısından önemlidir. Teker teker konuşan ve düşünen nesneler… Neden düşünürüz? Varoluşla ilgili en temel soru, nesneler arasından duyulur. Her şey  Everest My Lord’ la düşünmeye başladığında, metnin sonuna doğru,   ‘’BEN NEYİM ?..’’ sorusu sorulur.  Tüm bu sayıklama, tekrar ve nesneyle iç içe geçen düşünceler sonucunda büyük harfle, aniden sorulan bu soru aslında tüm süreci karşılar. Kaynağı ise benliği anlamlandırma ve varoluştur. Birey, dünyada nesne ve düşünceyle birliktedir. Hepsinin haricinde birey nedir ? ‘’BEN NEYİM ?..’’ sorusuyla okur, Everest My Lord  ile birlikte bu yönde düşünmeye yönlendirilir.  Sevim Burak eserin yazılma amacına dair ipucunu da bu soruyu sorarak verir.

2

İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar, kitabın ikinci kısmında yer alır. Everest My Lord gibi bu oyunda üç perdeden oluşur. Ana karakterler Melek, Nıvart ve Ziya Bey’dir. Melek ve Nıvart’ ın diyaloğuyla oyun başlar. Gergin bir atmosferle betimlenen sahnenin bir köşesinde Ziya Bey’in komadaki bedeni, yatakta boylu boyunca uzanmaktadır. Diğer tarafta Melek ve Nıvart yemek masasında konuşmayı sürdürürler. Everest My Lord’ a kıyasla metin, klasik şekilde yazılmıştır. Yoğun şekilde yukarıdan aşağı sıralanmış cümleler, sık kelime tekrarı, çeşitli görsellerin metin içerisine yerleştirildiği görülmez.

Sevim Burak’ın eserlerinde biyografik özelliklerin yer aldığından söz etmiştik. İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar’ da da bunun izlerini sıkça görmekteyiz. Nıvart gibi etnik kökeni farklı bir karakter çizmesi de annesinin Türk olmayışıyla alakalıdır. Burada, doğrudan etnik kökenle ilgili bir ötekileştirme ve toplumu bunun üzerinden düşünmeye sevk etme gibi bir durum söz konusu değildir. Fakat yazarın isim tercihi, toplumdaki görünürlüğe dikkat çekme açısından önemlidir. Yazarın 1965’te basılan ilk hikâye kitabı ‘’Sedef Kakmalı Ev’’ dir. İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar oyunundaki Melek, bahsi geçen kitaptaki ilk hikâyede, Nurperi karakterinin, farklı bir yaşamdaki karşılığı olarak ele alınır. Metinler arası anlatım ve bu doğrultuda eserlerinin birbirini beslemesi, yazarın oldukça öne çıkan özelliklerindendir. Bir metin, başka bir metne ilham olmuş, etkilemiş denebilir.

Önceki bölümde ‘’Everest My Lord’’ un genel Sevim Burak karakterlerinden farklı olma sebebini, erkek oluşuyla açıklamıştım. İşte bu metinde diğerinden farklı ama yazarın karakter seçimine uygun olarak Melek’le karşı karşıyayız.       Sevim Burak’ın anlatısının büyük kısmını ‘’kadınlar’’ oluşturur. Birçok kadın karakter çizmiştir, anlatmak istediği ise ’’tek’’ bir şeydir. Eril düzen içerisinde varolamayan, ev içine hapsolmuş, köleleşmiş, ekonomik özgürlüğünü edinememiş, çaresiz kadınlara rastlarız. Kadınlar, yaşadıkları hayattan huzursuz ve karamsardır. Tıpkı Melek ve Nıvart gibi.

‘’ Nurperi,  Melek, Zembul ve diğerleri, ömrünü bir erkeğin hizmetinde harcamış, ‘’ikinci cins’’ olmaları yetmezmiş gibi bir de etnik ve sosyal sınıf bakımından alt tabakada yer alan, yaş almış ama hiç büyümemiş, hizmet edip çalışmaktan başka bir şeye vakit bulamamış, bastırılmış ve ne zaman hortlayacağı belli olmayan tehlikeli bir öfke biriktirmiş, her bakımdan sömürülmüş kadınlardır. Yazar, kadını yok eden yerleşik kalıplara karşı çıkarken en uçtaki örneklere odaklanmıştır.’’  (Belkıs. Syf. 4)

Melek ve Nıvart, iki eski arkadaştır Ziya Bey ise Melek’ in eşidir. Melek, Ziya Bey’ in evine, küçük bir çocukken, çalışmak için gelir. Çalışır, evi temizler, hizmet eder ve daha sonra evlenirler. Ziya Bey kötü kalpli, paragöz ve kadınlara düşkündür. Şimdiyse hastalıktan yatağa düşmüştür ve tüm hikâye buradan itibaren başlar. Melek Nıvart’ a söylediği ‘’Ziya Bey’ i 25 sene bekledim. Sefalete katlandım, bir tekaüt maaşı kalır diye, hepsini biliyorsun.’’ cümlesiyle, ekonomik özgürlüğünü edinememiş olduğunu gösterir.  Ziya Bey’ in varlığına muhtaçtır. Melek işte bu yüzden yirmi beş senesini bekleyerek heba etmiştir. Nıvart, Melek’i ‘’dinleyen’’ ona arkadaşlık eden bir kadın olarak öne çıkar. İlerleyen sahnelerde, iki arkadaşın eril düzene olan öfkesini, Mezar Taşçı’nın sözde bedenini mutfağa götürüp Melek’ in onun başını kesmesiyle görürüz. Oldukça yüksek bir tepkidir bu. Metin içerisinde, temsilen de olsa, şiddetli bir öfke göze çarpar. O an gerçekten yaşanmasa da iki kadının öfkesi hissedilir.  Melek  ‘’ İşte kafasını gövdeden ayırdım ; işte baş işte gövde işte kanatlar … Hepsi tamam…’’ (Burak. Syf. 53) diyerek bu duygusunu gösterir. Ayrıca eserin adına da burada gönderme söz konusudur. Kanatlar, elbette Melek’ in huzur bulacağı anı yansıtır, Melek’ i simgeler. Daha sonraki süreçte kanat sembolüne çokça rastlanır.

Oyunda, belli aralıklarla, ışıklar yanıp söndükçe sahnede değişimler yaşanır. Evin salonundan bir anda parka, ormanlık alanlara geçilir. Melek ve Nıvart’ ın bu sahnedeki söylemleri, burada anlatılanlar, yazarın da söylediği üzere ikisinin bilinçaltını yansıtır. Rüya benzeri bir atmosferle sunulan geçişlerdir bunlar. Metinde belirgin bir zaman, klasik bir seyir bulunmaz.  Sofrada yemek yerken, bir an parkta veya başka bir yerde olurlar.  Melek ve Nıvart belli aralıklarla Ziya Bey’ in sesini duyar. Bu sahneler de gerçekle hayal arası bir durum gibi yansıtılmıştır. Aslında bu şekilde yazar bize karakterin psikolojisindeki gerçek-düş-korkular üçlüsünü de gösterir. Melek gerçekten memnun değil, gelecek için kaygılıdır ve yaşamak için elbette düşler kurar. Fakat bu süreçte Ziya Bey’ in Sesi   ‘’Sofradan kalk… Sofradan kalk… Sofrayı kaldır…’’  (Burak. Syf. 55) diye yükselir. Eril düzen eleştirisi, erkeğin söylemi ve baskıcı tavırlarıyla ortaya çıkar. Melek, eşi Ziya Bey komadayken dahi onun emir ve baskısından kurtulamaz.

ZİYA BEY’ İN SESİ metinde belirdikçe iki kadın birbirine yabancılaşma yaşar. İlk kez tanışır gibi isimlerini sorarlar. İnce bir detay olarak verilen yabancılaşma, eserin eleştirdiği noktayı ifade etmede yardımcı olur. Obur, baskıcı, doyumsuz, eril ses iki kadın arasındaki iletişimi bölerek onları birbirine yabancılaştırır.

Sevim Burak’ın bu oyununda ‘’Everest My Lord’’ ve diğer metinlerine kıyasla az da olsa ‘’tekrar’’ söz konusudur.  Nıvart ve Melek yabancılaşma yaşadıktan sonra birbirlerine ‘’Acaba bana mı soruyor? Acaba bana mı soruyor? ‘’ şeklinde tekrar tekrar soru sorarlar. Buradaki tekrarlar, yabancılaşma duygusunu okura daha yoğun hissettirme amacıyla ilgilidir.

‘’…Melek (kendi kendine): Oturuyorum. Nıvart (ağaçların altından kendi kendine): Tek başına oturuyor. Melek: Tek başına ayakta duruyor… Acaba onu çağırsam mı?  Nıvart (kendi kendine): Çağırın…  Melek (kendi kendine): Acaba gelir mi?  Nıvart (kendi kendine): ‘’Gelirim’’ diyor… (Burak. Syf. 58) Melek ve Nıvart’ ın parkta birbirlerine rastladıklarında oluşan monolog ve diyalogları, Everest My Lord’ un Hyde Park’ta otururken İki Lady’ le arasındaki diyalogları hatırlatır. Karşılıklı sorulan sorular, tedirgin hal birbirine oldukça benzemektedir fakat yazarın bu iki farklı anı kurarken, aralarında bağlantı veya anlam benzerliği oluşturduğu tam olarak kavranamamaktadır. Yazar benzeri diyalogları benzeri mekânlarda ‘’tekrar’’ etmiştir.

Melek ve Nıvart yabancılaşmalarının ardından Ziya Bey hakkında konuşmaya başlayınca   ‘’ZİYA BEY’ İN SESİ: Kaseyi sen çatlattın… kaseyi sen çatlattın…’’ der. İkisi, tekrar eden soruları yine birbirine sormaya başlarken, üçüncü yabancılaşmalarıyla birinci perde sonlanır.

Kelimeler, Everest My Lord’ da olduğu gibi parça parça ve alt alta sıralanmamıştır. Cümle tekrarı söz konusudur.  Bir şekilde yine göze çarpan ‘’tekrar’’ Sevim Burak’ın bu anlatım tekniğinden tamamen kopmadığını gösterir.

İkinci perdenin başlangıcında yemeklerini bitiren Melek ve Nıvart uzanırken, salon yine loş hale gelir. Rüya ve gerçek arasında  geriye dönüşler yaşarlar. Melek, Nıvart’a kendini yeniden tanıtır. Çok küçük yaşta Ziya Bey’in hizmetçisi daha sonra eşi olduğunu anlatır. Bu cümlelerde Melek’ in yaşadığı hayatın çarpıcı kesitleri verilir. Hizmetçilik yapması, çok da istemediği birinin eşi olması bir kadın olarak Melek’in sömürülüşünü gösterir. Melek yazgısına yenik düşmüştür. Mücadele ettiği veya Ziya Bey hayattayken sivrildiği an yoktur.  Ziya Bey’e verildikten sonra saçlarının kesilmesi dramatik bir görüntüdür. Birçok kadın karakterin, çeşitli film ve metinlerde, saçlarını kesmesi veya kesilmesi mutsuz, depresif ruh halini simgeler.

Nıvart, Melek’i sıkça Kuşdili Çayırı’na çağırır. Metin içinde Kuşdili Çayırı Melek’in özgürce hareket edebildiği tek alandır. Erkek sömürüsüyle yaşayıp çocukluk-gençlik dönemlerini dört duvar arasında geçiren Melek, Nıvart’la birlikte sürekli Kuşdili Çayırı’na gitmeyi düşler. Ev, hapsolduğu bir alandır. Kadına dair yazılan hikâye, tiyatro metni ve şiirlerde ev, çoğunlukla özgürlük alanının kısıtlandığı bir mekân olarak görülür. Sevim Burak da karakterinin evde oluşunu, dışarı çıkma arzusunu bu yönde anlamlandırır.


  İkinci perdenin sonunda, Melek bir melek kıyafetiyle, Ziya Bey’ in komada olan bedeni etrafında dolaşmaya başlar. Oyunun atmosferi böylece gerilir. Melek, yazarın da söylediği üzere ‘’Ziya Bey’ in canını almaya gelen melek, Azrail’’ olmuştur. Onun Azrail oluşu, öfkesini, intikam arzusunu simgeler.

 Üçüncü perde ağırlıklı olarak Melek ve Mezar Taşçı arasındaki diyaloglarla geçer. Melek, artık Ziya Bey’ i ardında bırakarak Kuşdili Çayırı’na gitmek ister. Üzerindeki melek kıyafetiyle Kuşdili Çayırı’ nda  Nıvart’ın karşısında belirir. Melek kıyafeti, onun için özgürlüğü, mutluluğu simgelerken Ziya Bey’ in ölümünü işaret eder gibidir. Üzerindeki kıyafetle Melek, metin boyunca hiç olmadığı kadar mutlu, huzur doludur.   ‘’Melek’ in bu etkileyici görünüşü ve oyunu son sahnenin yorumudur.’’ (Burak. Syf. 91) ifadesiyle Sevim Burak da okuru benzeri düşünceye yönlendirir. Ona eziyet eden, köleleştiren, parasız bırakan Ziya Bey’den uzak kalmanın coşkusunu yaşar. Melek’ in metin içerisindeki son cümlelerinden bazıları ‘’Ölmek istemiyorum, sabaha kadar eğleneceğim… Yaşamak istiyorum…’’ şeklindedir. Burada bir kadının yaşama, özgürlük arzusuna dair çırpınışları görünür. Melek, tıpkı bir melek gibi kanatlarını çırpar, özgür olmak, yaşamak ister.

Son defa ZİYA BEY’İN SESİ  ile Melek karşı karşıyadır.  İtişip kakışmaya, boğuşmaya başladıkları noktada perde iner ve bir düşme sesi duyulmasıyla metin sonlanır. Kimin öldüğü, Melek’ in sonraki yaşamına dair birçok düşünce, yazar tarafından ucu açık bırakılır. Kadının cinsiyet kimliği üzerinden yaşadığı baskı, sömürü vb. durumları yansıtan bir eserdir. Kimin öldüğü-yaşadığından çok o sürece kadar ‘’ne olduğu’’ kilit bir noktadır. Metnin oluşum amacı, kadının toplumsal problemlerini paylaşmaktır. Sevim Burak tüm bunları yaparken de kendine özgü üslubuyla okuru etkisi altına almıştır.

Kaynakça

  1. Burak, Sevim Everest My Lord - İşte Baş İşte Gövde İştr Kanatlar, YKY, İstanbul, 2019.
  2. Belkıs, Özlem, Sevim Burak'ın Oyun Metinlerinde Kadınlar, www.dergipark.org.tr, 2010. 



Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Üzücü Üzücü
0
Üzücü
Korkunç Korkunç
0
Korkunç
Aydınlatıcı Aydınlatıcı
8
Aydınlatıcı
Berbat Berbat
0
Berbat
Komik Komik
0
Komik
Harika Harika
2
Harika
İnanılmaz İnanılmaz
2
İnanılmaz

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak